|

Türkiye’nin Terörizmle Mücadele Paradigması

Askeri Hakimiyetten Zorunlu Feshe Giden Yol

Türkiye Cumhuriyeti’nin son kırk yılda yürüttüğü terörle mücadele, sadece askeri başarılar silsilesi değil, aynı zamanda sarsılmaz bir devlet iradesinin ve stratejik aklın nihai zaferidir.

PKK/KCK’nın, bizzat kurucusu aracılığıyla zorunlu teslimiyete itilmesi, Türkiye’nin kararlılığının küresel ölçekte ulaştığı doruk noktayı göstermektedir. Bu analiz, mücadelenin askeri, ekonomik, ideolojik ve siyasi boyutlardaki sonuçlarını detaylandırmaktadır.

Askeri Hakimiyetin Mutlakiyeti ve Cephede Değişen Dengeler

Savaşın kaderi hiç şüphesiz cephede belirlenir. Türkiye’nin terörle mücadelede seyrini belirleyen TSK’nın Pençe Serisi operasyonları ile MİT’in nokta atışı hassasiyetindeki vuruşları, terör örgütünün Irak ve Suriye’deki komuta ve lojistik yapısını kökten felç etti.

Bu askeri üstünlük, örgütün direniş mitini yerle bir etti, teröristlerin hareket alanını tamamen ortadan kaldırdı, bölgesel jeopolitiği hızla dönüştürdü. Türkiye’nin ilerleyişi, vekalet savaşını yürüten dış aktörleri şiddetli bir paniğe sevk etti.

Nitekim İsrail medyasında yer alan “İsrail’in, SDG’ye destek verme zamanı gelmiştir” şeklindeki imalar, bu onurlu mücadeleye karşı kurulan gayrimeşru ittifakların varlığını çıplak bir şekilde ortaya koydu.

Türkiye, bu süreçte sadece terörist unsurlarla değil, aynı zamanda bu örgütler üzerinden tezgâhlanan küresel vekalet savaşlarıyla da mücadele etmek zorunda kaldı.

Kırk Yıllık Bilançonun Kesin Anatomisi ve Ödenen Bedel

Bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti için tarihin kaydettiği muazzam ulusal bedeller doğurdu.

•Vatan için binlerce şehit verildi, bu bedel milletin vicdanındaki en büyük onur borcudur.

•Mücadelenin ülkeye yansıyan maliyeti, uzman kaynaklarca 700 milyar doları dahi aştığı teyit edilen devasa bir yük oluşturdu.

•Türkiye, 40 yıl boyunca siyasi ve askeri tavizsizliği sarsılmaz bir doktrin olarak sürdürdü.Türkiye, bu devasa bedellere rağmen asla sarsılmadı, boyun eğmeye zorlanamadı.

Buna karşın, terör örgütü üç temel cephede nihai bir yok oluşa sürüklendi:

İnsani cephede 55 bin civarı teröristin etkisiz hale gelmesiyle kadro eridi;

İdeolojik cephede eylemlerinin meşruiyeti halk nezdinde kökten sarsıldı;

Akli cephede ise beyin takımı ortadan kaldırılarak örgütün hayatta kalma stratejisi, Öcalan üzerinden cebirle hükümsüz kılındı.

Türkiye’nin Güvenlik Mimarisine Yoğun İlgi

Türkiye’nin PKK ile mücadelede özellikle SİHA teknolojileri ve sınır ötesi operasyonlar ile elde ettiği istihbari ve askeri başarılar, uluslararası alanda birçok devletin örnek aldığı bir doktrin haline geldi.

Basına yansıyan haberler, özellikle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın gibi kilit isimlerin yürüttüğü diplomatik ve istihbari temaslar, bu stratejik tecrübe paylaşımı için bir zemin oluşturdu.

Bu bağlamda, ABD’den gelen askeri ve istihbarat heyetlerinin yaptığı yoğun toplantılar dikkat çekti; zira bu heyetler, Türkiye’nin özellikle Suriye’deki başarılı askeri operasyonlarında uyguladığı ileri istihbarat faaliyetlerini ve askeri stratejiyi yakından inceleme talebinde bulundu.

Bu toplantılarda, yabancı heyetler Türkiye’nin önleyici istihbarat kapasitesini ve terör örgütlerinin finans ve insan kaynaklarını kurutmaya yönelik çok boyutlu stratejisini yakından inceleme talebini yineledi.

Bu durum, Türkiye’nin terörle mücadeledeki çabalarının sadece ulusal güvenliği pekiştirmekle kalmayıp, aynı zamanda küresel terörizmle mücadele paradigmalarını şekillendiren bir güç olarak konumlandığını kanıtladı.

İdeolojik Bağlılık Üzerinden Kurulan Kontrol

Türkiye’nin stratejik dehası, PKK’nın ele başına olan mutlak ideolojik bağlılığını etkili bir manivela olarak kullandı.Örgütün silah bırakma sinyali, kurucu ismin siyasi bir tasarrufu değil, cephede alınan ölümcül darbelerin zorunlu ve soğuk bir kabulüydü.

Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki çağrısında “silahlı aşamanın miadının dolduğunu” ifade etmesi, askeri yenilginin bizzat örgütün en üst kademesi tarafından onaylandığını gösterdi.Bu durum, örgütün başına değil, başı üzerinden Türkiye’nin mutlak iradesine boyun eğdiğini kesinleştirdi.

Milli İrade ve Tavizsiz Siyasi Duruşun Garantisi

Bu zafer, askeri kapasitenin ötesinde, milletin çelikten iradesi ve sarsılmaz siyasi liderliğin bir eseridir. Mücadelenin kritik anlarında Cumhur İttifakı’nın belirlediği büyük hedef, bu iradenin somut kanıtıdır.

Toplumsal Direnişin Simgesi: Diyarbakır AnneleriZaferin en kritik cephesi, Diyarbakır’dan yükselen toplumsal direnişin sarsılmaz gücüydü. Terör örgütünün hedef aldığı Kürt halkı, Annelerin başlattığı onurlu bekleyişle örgüte sırtını döndü ve onun toplumsal kökünü kuruttu.

Bu duruş, terör örgütünün kimlik üzerinden yürüttüğü istismar stratejisini tamamen çökerten en büyük sivil zaferi sağlamış oldu.Cumhur İttifakı’nın kırmızı çizgilerini yansıtan Devlet Bahçeli’nin sözleri, yarının Türkiye’sinde teröre verilecek cevabın ne denli kökten ve kişisel fedakarlık üzerine kurulu olacağını netleştirdi:

Yeter ki milletimiz Barış bulsun, terör hayatımızdan sökülsün, gerekirse Bizim sonumuz Darağacı olsun.”

Bu adanmışlık, devletin stratejik rotasını koruyan ve sürecin başarıyla sonuçlanmasında vazgeçilmez bir sorumluluk üstlendi.

Gelecek Belirleniyor ve Teröre Kapı Kapanıyor

Türkiye’nin geldiği bu nokta, kırk yılı aşkın onurlu mücadelenin kesin kanıtıdır. Terör örgütü, Avrupa’daki sözcüleri üzerinden dillendirdiği “yeni bir süreç başlatılması” ve “tek taraflı ateşkes” çağrıları ile artık sadece zorunlu teslimiyetini onaylıyor.

Örgütün silah bırakma sinyali, cephede mağlup olan PKK’nın, Öcalan üzerinden ilan etmek zorunda kaldığı zorunlu bir teslimiyet bildirgesiydi.

Devlet Bahçeli’nin sözleri, stratejik miyopluğun etkisindeki bazı çevrelere rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle mücadelede en büyük bedelleri dahi ödemeye hazır olduğunu gösteren, gelecek yüzyılın tavizsiz devlet aklının öngörüsüdür.

Sürecin nihaî ve geri dönülmez kararlılığına işaret etmektedir.Bu kararlılık, teröre bir daha hayat hakkı tanınmayacağının garantisi; Türkiye’nin, terörizmin kökünü kazıma mücadelesinde mutlak üstünlüğünü kalıcı olarak sağladığının harikulade beyanıdır.

Türkiye’nin terör karşısındaki zaferi, artık geri döndürülemez bir gerçektir.

Ayşegül Akyüz Yahşi

İlgini Çekebilir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir